Dünyevi Zevkler Bahçesi 500 yıllık bir tarihin yükünü taşısa da dünümüze, şimdimize ve hatta yarınımıza hitap etmesiyle bilinen; eşsiz, çarpıcı, düşündürücü ve gerçekçi bir tablonun da ötesinde aslında.

Bir hikâyenin kendisi… Yaşayan tüm insanlığın hikayesi. Bir nevi gerçeğimiz ve ressam Hieronymus Bosch, katlanamadığı insanlık nefsinin zayıflığına bir tokat fırlatıyor bu tablosuyla.

Başta yüzeysel bakanın pek bir şey anlamayacağı bir yapıt. Hatta ressamın garip ve saçma bulunan birçok tablosuna yapıldığı gibi Dünyevi Zevkler Bahçesi eserine de aynı haksızlığı etmemek gerek. Çünkü vermek istediği mesajlar ayrıntılarda gizli ve bizler bu ayrıntıları görmek için kollarımızı sıvamalı ve tablonun en ince detayına kadar göz gezdirmeliyiz.

Peki, kimdi bu ressam?

Hieronymus Bosch. Asıl adıyla Jeroen Anthoniszoon Van Aken. 15. yüzyıl Avrupa’sındaki en önemli Rönesans temsilcilerinden biri olan ressamın 1450-1516 yılları arasında yaşadığı düşünülmektedir.

Hayatı hakkında tam ve net bilgilere ulaşılamamış olsa da ressam bir ailenin ferdi olarak dünyaya geldiği ve ilk resim eğitimlerini de dedesinden aldığı bilinir. Hayatı hakkındaki bilgileri, o dönemler oldukça önemli bir kuruluş olan Meryem Ana Tarikatı’na katılması sayesinde bilmekteyiz. Rönesans devrinde iyice ayyuka çıkan Katolik Kilisesi sorunları yüzünden hızla yayılan inançsızlık ve güvensizlik duygusunun, insanları dinsel fantezi anlayışına sevk etmesiyle birlikte bu durum sadece hayatta değil, sanatın belirli kollarında da cirit atmaya başlamıştı.

Hieronymus Bosch da bu dönemde sanatı yoluyla sesini ve inkarını dile getiren birçok ressamdan yalnızca biri ama en sarsıcı tabloların da sahibiydi.

Dünyevi zevklerinden dolayı, taşkın, doymaz insanları tablolarına aktarırken adeta bir zaman makinası yaratıyordu. Çizimlerinin içinde; öncesi, şimdisi ve sonrasını aynı anda görebildiğimiz bir tablo yaratırken, dini durumlara da inceden dokunuyordu. Cinsel zevkle gözleri kör olmuşlara, şeytana tapanlara, dünya malında gözü olanlara öğüt niteliğinde olan Dünyevi Zevkler Bahçesi’ne gidelim o zaman.

Hayalimizdeki gibi bir bahçe değil onun oluşturduğu bahçe, bizleri ilk önce cennete, daha sonra onun gözündeki gerçeğe yönlendirirken cehennemi görmeden gitmemizi de istemiyor haliyle.

220cm x 398cm boyutlarında olan tablonun yapıldığı yıl 1500’lü yıllar olarak tahmin edilmektedir. Eser bugün Madrid’deki Prado Müzesi’nde sergilenmekte ve yaklaşık olarak 1933 yılından beri de varlığını burada sürdürmektedir.

Tablonun pencereye benzer bir yanı var ve açtığımız bu pencerede Dünyevi Zevkler Bahçesi manzarasına bakıyoruz.

kapaklar kapalıyken görünüş

Fakat o manzaraya bakmadan önce dış kapakları hakkında da biraz bilgi paylaşalım. Rölyef kaplamadan oluşan kapaklarda aynı zamanda bir kabartma stili de hakimdir. Görünürdeki saydam küre, özenle düşünülmüş bir göndermenin ürünüdür.

Saydam küre insanlık daha yaratılmamışken suyla kaplı olan dünyayı temsil ediyor yani kapaklarını açmadan önce gördüğümüz günahsız, masum ve tertemiz bir dünya…

Ve kapaklarını açıp, elimizi sürdüğümüz o dünya artık günahsız ve masum olmaktan çok uzakta…

Sol kapağın hemen sol üst köşesinde beliren figüran Tanrı’dan başkası değil. Tanrı dünyayı henüz yeni yeni yaratıyor ve yine sol kapağın sağ üst köşesinde bulunan yazı da İncil’den alıntılanmış bir sözdür:

‘’O konuştu ve oldu; o emretti ve durdu.’’ der ve ressam şimdiden dini temellendirme yaptığını daha o kapakları açmadan belli eder. Hadi o pencereyi aralayalım ve Dünyevi Zevkler Bahçesi’ni kollarımızı sıvayarak inceleyelim.

Detaylı incelemek için resmin üzerine tıklayınız…

Öncelikle tablonun üç ayrı panodan oluştuğunu söyleyelim: Sol Pano, Orta Pano ve Sağ Pano olmak üzere ayrılan bu üç panodan sol taraf cenneti, sağ taraf cehennemi temsil ederken orta pano Dünyevi Zevkler Bahçesi’ni, gerçek dünyayı temsil etmektedir.

Her şeyin başlangıcının ifade edildiği ilk panoda Havva’nın yaratılışını, Adem’e, Hz. İsa kılığına girmiş Tanrı tarafından taktim edilişi resmedilmiştir. Bu pano aynı zamanda ilk ilişkinin kutsanışını da anlatır. Uykusundan yeni uyanmış olan Âdem, kendi bedeninden yaratılmış olan Havva’yı görünce, ilk kez deneyimleyeceği birliktelik duygusuyla ortaya çıkan ilkel dürtüsü gözlerinde bellidir.

Hemen sol tarafta bulunan ejderha ağacı her mevsim yeşil kalmasıyla “sonsuzluğu” Havva’nın arakasında bulunan tavşanda doğurganlığı temsil etmektedir.

Geri kalan detaylar neler peki?

Kurbağaların şeytanı temsil ettiği, havuzun içinden çıkan sürüngenlerin, dünyanın içine sızan kötülükler olduğunu, içindeki ölü balıkların günahlara gönderme yaptığını aktaran bu sol panoda, en üsteki tek boynuzlu at ise ilk günahtan önceki masumluğu temsil etmektedir.

Tablonun genelinde huzur olduğunu düşünsek de kolları sıvayıp derine indiğimizde hiç de öyle bir durum olmadığını, tersine masum bildiğimiz hayatın günahlara gebe kalacağını ve yine kainattaki ilk günahın cennet dediğimiz yerde işleneceğini biliyoruz.

Öz… Ressamın neye karşı nefret kustuğunu apaçık gördüğümüz bu panoda ne anlatılıyor peki?

Öncelikle sanat tarihçilerinin tablonun bu bölümü incelerken iki ayrı yorum yaptığını belirtelim.

Biri, cennetin dünya üzerindeki devamı görüşüyken biri de hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan doyumsuz insanların yaşamları yönünde bir görüş daha belirtmişlerdir.

Bizce ressam burada apaçık tarafını belli etmekte zaten…

Çıplak insanların cinsiyet ayrımı olmaksızın var olduğu bu kısımda insanlar birbirleriyle, hayvanlarla ve hatta bitkilerle bile etkileşim halinde olmaları resmedilmiştir… Kısacası günahlarını canlı cansız her varlığa bulaştırmaktadırlar.

Erkeklerin atlara biniyor oluşu onların tutkularının büyüklüğünü ve vahşiliğini temsil ederken havuzun içinde yüzen kadınların etrafında geziniyor olmaları ve çember şeklini aldıkları bu görüntü, günahkarlığın ve tutkunun, ressam için o zamanın tam bir yansımasıdır aslında.

Çok değişik biçimde resmedilmiş hayvanlar ise yine birçok anlamı bünyelerinde barındırmaktadırlar.

Sol alt kısımda bulunan suda açılmış bir çiçeği ve bu çiçeğin devamında saydam bir küreyi ve de bu kürenin içine yerleştirilmiş insanları görüyoruz. Burada aynı anda hem şehvete hem de günaha gönderme yapılmıştır. Cam küre “mutluluk” olarak tabir edilirken, buradan da şu sözler geliyor aklımıza: “Mutluluk, hemen kırılan bir cama benzer.”

Kürenin içinde koyu renklerle temsil edilmiş erkeğin simyada maddenin ilk halini temsil ettiği ayrıca düşünülmektedir.

Ve unutulmaması gereken en önemli detay orada bulunan herkesin Âdem ve Havva’nın çocuğu olduğudur…

Ressamın, acı gerçeği anlattığı bu panoda işledikleri günahlarda ötürü azap içinde olan insanları görüyoruz. Orta panoda tüm günahlarıyla birlikte sergilenen insanların bu sefer utanç içinde saklanmaya çalıştıklarını görüyoruz.

Orta panoda gördüğümüz o şehvet ve hazdan gözleri parlayan insanların bakışları artık bir çarenin peşine düşmüştür. Utanç ve korkuyla bir arayış içinde olan bu insanlar karanlığa hapsolmuş durumdalar, kendi içlerinde şımarık ve baş edilemez zevkleri yüzünden şimdi azap çekmektedirler.

Birçok absürt görüntünün yanında bizlerin düşündüğü nokta bu olmuyor elbette çünkü bu tablo bir gerçeğin aynası ve gerçek olan tam da bu.

Burada ne anlamlar yüklü peki?

Bıçağın erkeğin cinsel organını, testinin kadının cinsel organın temsil edilirken yine çok çarpıcı bir detay çekiyor dikkatimizi. Kalçasına müzik notaları yerleştirilmiş bir kadın… Bu çarpıcı detayı fark eden kişi Oklahoma Hristiyan Üniversitesi’nde Müzik ve Bilgi teknolojileri Bölümlerinde okuyan Amelia Hamrick isimli bir öğrenci olmuştur.

Notaları bir araya getirerek ortaya çıkan besteyi paylaştığında bir kez daha ressamın hayal gücüne hayran kalıyoruz.

Dinlemek için:

Bu düzenleme üzerine wellmanicuredman bir koro düzenlemesi yaparak yeni bir yorum getirdi.

Dinlemek için:

Tablonun bu kısmında geriye kalan detaylar neler peki?

Yangının savaşın, müzik aletlerinin aşkın ve şehvetin, yumurtanın ise şeytanı ve kara büyüyü, kafasında ters dönmüş kazanı taşıyan kişinin de Cehennemin Prensini temsil ettiği gibi detaylar da tüyler ürpertici.

Ressamın hayal gücünün doruklarına ulaştığının bir kanıtıdır aslında bu sağ pano, cehennem panosu…

Adem’in, Havva’ya olan o günahkâr bakışının devamında, tablonun Dünyevi Zevkler Bahçesi’nde durum çığırından çıkmış bir hal alırken, sonuç ise ödeyeceğimiz bedellerle resmedilmiştir.

Her ne kadar ressamın olağanüstü derecede geniş olan hayal gücünün payı büyük olsa da bu tablo gerçeğin yansıması halinde.

Bu tablo bir inkarın ve gerçeğin tablosu. Ressam Hieronymus Bosch, inkarını dile getirirken çok acımasız ve aynı zamanda uyarıcı bir nitelik taşıyor ve 500 yılın ardından bile bizi gerçeklerimizi sorgulamak için kendimizle baş başa bırakıyor.

Sürrealist sanatçıların hayranlıkla inceleyip yorumladığı bu tablo kendini şu sözlerle özetliyor:

‘’Hiçbir şey göründüğü gibi değildir.’’